Yazı Detayı
24 Eylül 2020 - Perşembe 17:52 Bu yazı 386 kez okundu
 
Sıcacık, apaydınlık bir evimiz olmalı...
Hayrunnisa Yurç
hayrunnisayurc@gmail.com
 
 

Sıcacık apaydınlık bir evimiz olmalı,

Gözlerimizin ışığıyla aydınlanan.

Muhabbet kokmalı buram buram,

Kalplerimizden her köşeye yayılan,

Bereket ekmeği olmalı soframızın, alın terinden damlayan,

Ellerimiz birleşmeli her noktada,

Sadece hayra uzanan,

Gönüllerimiz ulaşmalı doruklara,

Sidretül Müntehayı sollayan,

Rabbim rıza kasdıyla bakmalı her an,

 O olmalı tek kollayan…


Yıllar önce yıkılmış bir yuvanın üzüntüsüyle yaşarken ve o evde misafirken, eğilip arka bahçeye bakınca orada renk renk açan sardunyalar söyledi bu dizeleri…

Evet, ev ve yuva çok farklı; dikkat ettim, Osmanlı devletinde binalar yapılırken kuşlara ev de yapılırmış, ama biz kuşların kendi yaptıkları evlere hiç ev demiyoruz, hep yuva diyoruz, gençlerimize de evlenirken, yuva kurdular diyoruz. Yuva ruhların ve bedenlerin sığındığı, mutlu olduğu, gözlerin ışığıyla aydınlanan, içinde bereketin olduğu, helal kazanılıp gönül rahatlığıyla yendiği, birbirini öbür alemde de arkadaş görüp, hata ve kusurların hoş görüldüğü mekan. Ve hani Miraçta sollamıştı Peygamber efendimiz meleklerin çıkamadığı Sidretül Müntehayı, neticede oraya çıkmayı ve iki cihanda mutlu olmayı, işte buraya gerçek bir yuva deniyor. Onun için bu yuvalar ölünceye kadar devam ediyor…

Ne yazık ki bize bu değerler unutturuldu. “Ne derler?” ya da, “Şöyle desinler.” kaygısı o kadar öne çıktı ki, bu gün gittikçe yayılan ve öldürücü virüse rağmen ne yapıp edip bu bize özendirme adına dayatılan kına, düğün merasimlerini yapıyoruz, bunu da internet aracılığıyla paylaşıyoruz. Ve bu yanlış gittikçe yayılıyor. Zaten bu merasimlerin abartılması, helal daireden çıkılması yanlıştı. Şimdi daha büyük ve veballi olanları yapılıyor, daha yuva kurulurken bu büyük yanlışlar yapılırsa temel yanlış olursa bu yuva ayakta nasıl kalsın?

Bugün gençlerimiz evle yuvayı ayırt edemiyorlar. İçinde hiçbir şeyin eksik olmadığı, borç harç zorluklarla da olsa her şeyin tamam olduğu, dış görünüşüne ve ekonomik imkanlarına bakarak karar verdikleri bir evi eşleriyle mutlu olabilecekleri yer zannediyorlar. Elbette kurulacak yuvanın eşyaları olmalı, eskiden olduğu gibi tencerede pişirilsin kapağında yensin demiyor hiç kimse, ama imkanlar ölçüsünde ve haram girmeden olmalı. Eksik olsa da zamanla onun hayali de kurularak, birlikte fedakarlık yapılarak alınmalı ve elde edilen değerlerin kıymeti anlaşılmalı. Oysa bugün yuvasını kurduğumuz veya yuvasını kuran gençlerimizin hali öylemi? Tabi ki her şey çok hazır olduğu için bugün çok şeyin kıymeti bilinmiyor...

Yuva kurarken Eekonomik imkanlar da göz önünde bulundurulmalı, oysa insanların ahlakıyla muhatap olunduğu için ve dinin de kabı olan ahlak düzgün olmadığı için hiçbir şey düzgün gitmiyor, huzur ise hiç olmuyor...

Nihayetinde, bugün bu  yanlış  kriterler çok öne çıktığı için evlilik yaşı gittikçe uzuyor, gençlerimiz yaşları otuzları geçtiği halde hala  evliliği düşünmüyorlar. Oysa hayat o kadar uzun değil. Eskiler çocuk yaşta evlenirdi, yanlıştı. Bugün de ileri yaşlara gitti, yine yanlış. O uç noktadan bu uç noktaya gelindi...

Tabii ki geç evlenmenin tek sebebi de bu değil; gençlerimiz çevrelerinde yanlış bakış açılarıyla kurulmaya çalışılan  ve maalesef ayakta kalamayan, çatır çatır yıkılan yuvaları görünce korkuyorlar doğal olarak. Oysa o kadar önemlidir ki yuva kurmak, o yuvayı ayakta tutmak, içinde huzur bulmak, bir insan mesleği ne olursa olsun dönüp yöneleceği yer yuvasıdır. Gerçekten dinlendiği, yaklaşırken ayaklarının hızlanıp, yüreğinin sevinçten hızlı attığı yer yuvasıdır.

Sahi ne kadar kaldı böyle yuva?! Ne yazık ki çok az, çünkü gençlerimizi yetiştiremiyoruz. Bugün neredeyse hiç hayra solumayan teknoloji onları bizden aldı tatlı dille, uygun zaman ve zeminde onlara bir şeyler söylemeye çalıştığımızda bize  türünün son örnekleri olarak bakıyorlar...   

Daha yenilerde Afrika’da bir gelin resmi gördüm; çuvaldan elbise, tülden duvak. Altına da not düşmüşler, bizim gelinliklerimizin ve yapılan düğün masraflarımızın karşılığıyla Afrika da bir su kuyusu hatta birkaç su kuyusu açılabileceğini yazıyordu. Çok doğru bir tespit, işte gençlerimize bunu göstermeliyiz, dünyanın öbür yüzünü! Aç, susuz, eğitimsiz, garip yüzünü ve onlara iyilik yapmanın insana iyi geleceğini. Sonra da bu iyilik köprülerinin onları mutluluğa götüreceğini, merhametin ayağa kalktığında dünyanın düzeleceğini yaşayarak anlatmalıyız, inşallah başarırız.

Çevremizdeki  gençlere nişan ya da düğün hediyesi, doğum günü hediyesi olarak Sema Maraşlı’nın evlilikle ilgili çok güzel ve doğru tesbitleri olan, hikayelerle dolu kitaplarını hediye edelim. Bizim anlatamadıklarımızı o çok güzel anlatmış.

Kurulan ve kurulacak olan bütün yuvaların gerçek bir yuva olması dileğiyle...

Sağlıcakla kalın.

 

 
Etiketler: Sıcacık,, apaydınlık, bir, evimiz, olmalı...,
Yorumlar
Diğer Yazılar
Asıl hastalık zihinlerimizde...
Hayat ve ateş gerçeği
Vazifesini sadece beş vakit namaz kıldırmaktan ibaret zannedenlerle hizmet edilmez.
İnsan bir mes’ut zalim, İnsan bir mağrur cahil...
Baba, çocuğunun yaşlandığı dağ gibidir
SIRADIŞI BİR RAMAZAN, SIRADIŞI BİR BAYRAM VE SIRADIŞI BİR CUMA NAMAZI…
Şimdiye kadar Bayram mıydı gerçekten?
Biz verdiklerimizi kendimizin zannediyoruz, oysa aşçının elindeki kepçe gibiyiz
EVLERİMİZ, RUHLARIMIZIN VE BEDENLERİMİZİN DİNLENDİĞİ SIĞINAKLARIMIZ…
MEVLA GÖRELİM NEYLER, NEYLERSE GÜZEL EYLER.
Din kardeşine onun haberi olmadan yardım eden kimseye Allah dünyada ve ahirette yardım eder
Son kalemiz olan Aile çürütülüyor, yok edilmeye çalışılıyor.
Akşam yatar başıboş, sabah kalkar başıboş.
HAYIR DEMEYİ BİLMEYENLERİN EVETLERİNDE DE HAYIR YOKTUR…
Yeryüzünün en güzel mesleği insan yetiştirmek, öğretmen olmaktır.
Kalplere Şule oldun hicretin kutlu olsun
SABRI BİZE YANLIŞ ÖĞRETMİŞLER…
Kütahya için iyi şeyler ümit etmek istiyoruz.
Bizlere bayram, bayram gibi gelecek mi?
Ramazanda davul geleneği üzerine biraz daha düşünmeliyiz.
ÜMİDİN ALEVİ YAŞAMINIZDAN HİÇ EKSİK OLMASIN.
AYRILDIKLARI YERİN BULUTLARINI YANLARINDA TAŞIYANLAR, GELDİKLERİ YERİN GÜNEŞİNİ GÖREMEZLER!
YAKINLARIMIZI SON YOLCULUĞUNA UĞURLARKEN DE YANLIŞLAR YAPIYORUZ…
İyilik köprüleri dalga dalga yayılıyor
Sosyal medya ile imtihan oluyoruz.
Son Osmanlı Hanımefendilerindendi o…
Ayrılıkları haber veriyor Sonbahar...
Aşure gibi olmaya o kadar çok ihtiyacımız var ki...
Yeryüzündekilere merhamet edelim ki, biz de merhamet bulalım
Kütahyalı bir öğretmenin öğrencilerine veda mektubudur
Verdiklermiz, bizimdir...
KÜTAHYA VALİLİĞİNE VE KÜTAHYA MÜFTÜLÜĞÜNE TEŞEKKÜR EDİYORUM
Bu lades, başka lades...
GUGUK KUŞLARI NELER SÖYLÜYOR?
Hasta ziyaretinin ve hasta yakını olmanın önemini ne kadar biliyoruz?
Toplum, ancak ahiret bilincinin aşılanmasıyla adam olur.
BİR ÖĞRETMENİ UNUTULMAZ KILAN ŞEY, ÖĞRENCİSİNİN YÜREĞİNE DOKUNMASIDIR.
Ölüm; Hayatı en güzel tarif eden hakikat.
GELİNLERİM OĞULLARIMIN LAMBALARIDIR, ONLARI ÜZERSEM OĞULLARIM KARANLIKTA KALIR…
İnsan ateş gibidir, çok yaklaşırsanız yanarsınız...
Kütahya’ya çok seviyorum ama, severken de kusurlarını görmek gerekir.
Alimin ölümü, Alemin ölümüdür...
Dumlupınar Şehitliği ziyaretimiz memnuniyet vericiydi
Allah’ın gökyüzünde yaratıp yere indirdiği şehir, Kudüs!
Zamanın durduğu şehir Kudüs’te Ramazan izlenimleri...
Manevi yönünü bilmediğimiz Kütahya…
Dertlerinizi anlatın, ama, dostlarınıza anlatın...
Gönül aynanız parlasın.
Hayat yorgunluğu...
Avucumuzdaki pencereden paylaşıyoruz herşeyimizi
SEVDİKLERİMİZLE YEDİĞİMİZ YEMEKLER, HATIRLADIKÇA TEKRAR DOYURUR İNSANI.
Allah aç etmesin, oruç etsin…
Sevgi yetmiyor...
KOKULAR OLMASAYDI...
KADIN VE ERKEK FARKLI MI?
Bu hızla nereye gidiyoruz?..
SEVDİĞİM O KOKU YOK ARTIK BU EVDE, SEN KADINIM...
Kar yağıyordu…
İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar...
Dua; herkesin sığındığı en emin liman…
Aşure ve insanoğlu...
Sevgi çiçekleri solmasın.
HAYATI DELİ DOLU DEĞİL, DOLU DOLU YAŞAMALI...
Çocuklarımız ve camilerimiz…
Arşiv